Ve teker döner..
Yolculuk rotası ilk önce Tugutlu, Salihli, Uşak, Ayfon üzerinden Polatlı'ya kadar uzandı. Hem şöförlerin dinlenmesi hem de acıkan karınlarımızın doyurulması için Polatlı tam biçilmiş kaftandı. Kendimizi yol üzerinde bulunan bir lokantaya atıp kahvaltımızı ettik.. Bu arada güneş aydınlığını yavaş yavaş gökyüzüne vermeye çalışırken, aydede de kendi köşesine gizliden gizliye gidiyordu. Daha fazla zaman kaybetmemek adına kısa bir süre sonra tekrar yola çıkıp Tuz gölüne doğru ilerlemeye başladık. Yola çıkmadan önce 2 yoldan tuz gölüne ulaşma şansımız vardı. Haymana veya Ankara üzerinden varabilirdik. Ankara yolu uzun olmasına rağmen yol güvenliği ve durumundan dolayı bu yolu seçtik. Henüz güneş yüzünü yeni göstermişti ki Polatlıyı terkeder terketmez bizi Temelli Göleti karşıladı. Bir anda direksiyonu sağa kırıp oradaki park alınına yanaştık. Sabah tazeliğini göletin üzerinde oluşturduğu sis tabakası ile bize hissettiriyordu. Fotoğraf Makinelerinin çantalardan çıkıp ciddi anlamda deklaşöre basıldığı ilk yer Temelli Göleti oldu. Keşke etrafını çevreleyen tel örgüler olmasaydı da daha değişk açılardan göleti ve hemen üzerine doğan güneşi fotoğraflayabilseydik. Daha yolumuz vardı ve gitmek gerekliydi diye düşünüp yola koyulduk...
Polatlı Haymana Yolu ve sonrasında Ankara çevre yolunu takip ettik. Bu arada bizim ile yolda buluşacak olan Ankaralı arkadalarımız ile irtibata geçtik ancak onlar çoktan yola koyulmuşlardı. Devamında Ankara-Aksaray yolu hedefimiz olan Tuz Gölüne ilerlemeye başladık. Yoldaki bir dinlenme tesisinde hem arkadaşlarımız ile buluştuk hem de küçük bir dinlenme fırsatı yakaladık. Burada bazı arkadaşlarımız bir fotoğraf yarışması için belli bir kamyon markasının fotoğraflarını çekmeye çalışsa da pek başarılı olamadılar ama yolculuk boyunca sürecek olan kamyon fotoğrafı esprisinin temelini attılar.
Ve Tuz gölü kendini sağ tarafımızda kendini yavaş yavaş belli etmeye başlamıştı. İlk dikkatimizi çeken sol tarafımızdaki tepelerin kristal gibi parlaması oldu. Hepimizin aklına normal olarak tuz nedeniyle parladığı geldi ama sonradan oradaki toprak yapısından kaynaklandığı ve tuz ile bir alakasının olmadığını öğrendik. Şereflikoçhisara girdiğimizde saat 8:30 civarıydı. Tuz gölünün dibindeydik ama tam anlamıyla kenarına nasıl gideceğimizi bulamıyorduk. Kasaba halkından yardım istedik ama ya istediğimizi soramadık ya da anlaşamadık. En son benzinliğin birine girip sorumuzu doğru dürüst sorup içinde bolca "dimdirek" kelimesi bulunan bir cevap aldık. Gerçekten de direkleri takip ederek kıyıya doğru ilerledik. Koyuncu Kaldrım Tuz işletmesine vardık. Kapıdaki güvenliğe derdimizi anlattık. O da işletme içinde sarı bir binayı işaret ederek gideceğimiz yönü gösterdi. Sarı binanın penceresinde bizi karşılayan bir bayan içeri girmemizi ve misafirleri olmamızı söylüyordu. Bizde arabadan inip binanın içine doğru ilerlemeye başladık. En son kendimizi İşletmenin Genel Müdürü Sayın Hasan Keleş'in Odasında bulduk. Oldukça mütevazi bir şekilde Tuz ve tuz Gölünün fotoğrafları ve haritaları ile dekore edilmiş oda da daha kendimize yer bulamdan bir iki dakika içinde Hasan Bey'in misafirperver yaklaşımı ile karşılaştık. Hasan Bey bizim ile o kadar ilgilendi ki bu ilginin karşısında hepimiz şaşkına döndük. Tuz Gölü ile ilgili ne kadar karacahil olduğumuzu gösterdi. Ne kadar yanlış ve kötüleyen fikirlerin pompalandığını ve bunların önüne geçilemediğinden bahsetti Hasan Bey. Şuan bir çok arkadaşımda gibi ben de Tuz ve Tuz gölü ile ilgili bir sürü önemli konunun farkındayım. Daha sonra Hasan bey önderliğinde tuz yataklarını erken saatler olmasına rağmen gezdik ve vir sürü teknik bilgi edindik. Bu arada asıl düşüncemiz fotoğraf içinde alt yapı oluşturduk. Akşam üstü güneş batmadan önce nerelere gelebileceğimizi ve alternatiflerini artık biliyorduk. Öğlene doğru Hasan Bey'den iznini istedik Şereflikoçhisar'a karnımızı doyurmak için yol aldık.
Şereflikoçhisar Tuz Gölünün dibinde olmasına rağmen turistik bir yapıda değil. Sora sora yemek yiyeceğimz bir yer bulup ilçede azda olsa gezme şansını yakaladık. Akşam üstü tekrar Tuzgölüne doğru yola çıktığımızda yerel gazeteden birkaç kişi bizim ile röportaj yapmak istedi. Bizde onları kırmadık. Ancak devamında gelişen olaylar bizi bir nebze olsa da üzdü. Güvenlik sebebiyle arttırılan önelmeler sonucu güvenlik güçleri tarafından kısa süren bi kimlik soruşturması geçirdik. Herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmadık. Ama bizimle röportaj yapan gazetenin internetteki sayfasında şöyle bir haber ile karşılaştık. Biz bu durumdan şikayetçi değildik ama öyle gösterilmiştik. Daha sonradan ilgili gazeteye ulaşıp durumun öyle olmadığını izah etmeye çalışsakta haberin artık yayınlandığını ve değiştirilemeyeceği yanıtını aldık. İlgili Emniyet amirliklerine ulaşıp olayın gerçeğinin öyle olmadığını, bizim öyle düşünmediğimizi ilettik. Tuz Gölü kenarına tekrar döndüğümüzde havanın bulutsuz olması ve çok azda olsa rüzgarın varlığı biraz bizi etkilemişti. Ama hiçbişey moralimizi bozamayacağını düşünerek ekipmanlarımızı sırtlanıp sahil şeridine güzelce yerleştik. Güneşin batışı gerçekten ayrı bir güzel. Şu an gölde su olduğu için aldığımız fotoğraflar aslında bize pek yabancı değildi, temmuz ayında tekrar gelme sözünü vererek güne batışı ardından tekrar yola koyulduk. Bu sefer hedefimiz Nevşehir Göreme'ydi.Nevşehire Gece 22:30 civarı girdik ve yine karnımızı doyuracak bir yer aramaya koyulduk. Bu seferde gece mesailerinde bulunan polislerin yardımı ile karşılaştık. Biz yemeğimizi yerken bizim için kalabileceğimiz yer araştırdılar hatta gidip pazarlıklarını bile yaptılar. Sonrasında kalacağımız yere kadar yol gösterdiler. Sabah 5:30 kalk borusuna kadar dinlenme molası verdik.
Sabah 5:30 olduğunda tekrar tam kadro Göremeye doğru yola çıktık. Amacımız balonların havalanmadan önceki hallerini yakalayıp fotoğraflamak, onları izlemek, fikir bilgi sahibi olmaktı. Ve tamda düşündüğümüz gibi oldu. göreme içinde indiğimiz vadide 10 civarında balon havanmak için hazırlanıyordu. Daha güneşin doğmadığı saatlere yapılan hazırlık çalışmaları çok güzel fotoğraflar çekmemize olanak tanıdı. Güneşte doğudan yavaş yavaş kendini göstermeye başladığında havalanmış olan balonlar gökyüzünü daha da güzel süslemeye başladı. Eksi derecelerde olan hava sıcklığını hepimiz unutmuştuk. Hava biraz daha aydınlanıp ve balonlar uzaklaşınca Göreme'ye dönüp, çay bahçesinde menüsünde domates peynir zeytin bulunan bir kahvaltı ettik. Keyifli kahvaltının üzerine Üçhisardaki kaleyi de gezip Göreme'yi üstünden görme şansını yakaladık. Artık geri dönme zamanıydı ve tekerin tekrar ama bu sefer geri dönmesi gerekiyordu.
Tekrar yola çıktık. bu sefer Ankara Polatlı üzerinden gitmek yerine Konya üzerinden gitmeyi seçtik. Konya Ovasının geçmek bilmeyen dümdüz yolunda Sultanhanı Kervansarayını gezip yolumuza devam ettik. Oldukça yorgun düşmüştük ve hepimizin halinden belli oluyordu. Konyada son molamızı verip İzmir'e doğru yol almak için koltuklardaki yerimizi aldık. Gece 23:30'dan sonra İzmir içinde yavaş yavaş evlerimize tüm yorgunluk ama aldığımız keyiflerle dağıldık.
Sanırım bütün ekibi en çok sevindiren olay, hiçbir şekilde bir uyumsuzluğa düşmememiz ve daha öncede söylediğim birbirimize karşı saygı ve samimiyetimizi kurmamız oldu. Tekrar benzer geziler ve organizasyonlar ile görüşmek üzere... Teşekkürler

























Yorumlar
Yusuf bey ilginiz için teşekkür ediyoruz, ilgili düzentmeyi hemen yaptık…
daha nice gezilere
ben kırıldım sana aydncım
Süper yazmışsın ellerine sağlık tekrardan
Biz teşekkür ederiz abicim, gezi sırasından babacan tavırlarınız ve yaklaşımınız için…
1700km yol ve yüzlerce hatta binlece fotoğraf (Mutlu 16gb'lık hafıza kartının %90 doldurmuştu ben gördüm)
Herşey için herkese sonsuz teşekkürler…
Bu arada Dimdirek artık unutulmaz bir anı olarak belleklerimize kazınmış oldu
Ellerine sağlık, yaşadıklarımızı o kadar güzel anlatmışsın ki…
Okurken o anları düşündüm ve yüzümdeki tebessümle karşılaştım
Her anı ile çok keyif aldığım inanılmaz güzel bir geziydi…
Herşey için çok teşekkürler…
Dimdirek, soldan soldan yola devam
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.